İçim kıpır kıpırdı, haftalar öncesinden gezi planımı yapmış, Ankara’ya ne ile gideceğime çoktan kararımı vermiştim.Kesinlikle trenle gitmeliydim. Öğrenci bileti 22,50 TL, isterseniz TCDD’nin sitesine girerek Online olarak da biletinizi satın alabiliyorsunuz.
Hayallerimde hep o buharlı trenlerle yolculuk etmek vardıysa da konforuyla, geniş koltuklarıyla rahat bir yolculuk yaptırmıştı Fatih Ekspresi. Haydarpaşa garından 23:30’dan gidenleri özletmek, yeni bir güne yolcularını sevdiklerine kavuşturmak üzere tıngır mıngır koyuldu yola. Şımarık bir kız çocuğunu oynamak geliyordu hep içimden, Ekspresin tüm vagonlarını baştan sonra dolanıp, uyuyan insanların komik hallerine bakıp, içten kikir kikir günlen de, vagon boşluklarında oturup derin düşlere dalan da, trenin hız göstergesine kafayı takıp ‘neden hızlı gitmiyor bu’ diyen de bendim. Garip bir coşku vardı işte içimde... Gündüz yolculuğu nasıl olur bilemiyorum ama gece hiçbir yer görünmüyordu birkaç şehir merkezi dışında. Cama başımı yaslayıp o konforun içinde nostaljik bir hava estirmeye çalışıyor, “Kara tren gecikir de belki hiç gelmez, dağar da salınır da derdimi bilmez” türküsünü dinleyerek o eski filmlerde gördüğümüz yolculuk karelerini hatırlamaya çalışıyordum ki gözlerimi açtığımda sabah 06:00’yı gösteriyordu. Meraklı gözlerle nerede olduğumuzu merak ediyor, dağların tepesinden gülümseyen güneşe de hayranlıkla bakıyordum, ne kadar güzel bir gündoğumuydu izlediğim. Ve bu güzellikte Başkent’e merhaba demenin heyecanı da bir başkaydı, 08:30’da nihayet Ankara Garı’na vardık, Fatih Ekspresi sağ sağlim bizleri ulaştırmanın yorgunluğunu yaşarken, içten bir teşekkürdü tek diyebildiğim.
Geziye başlamadan önce sıkı bir kahvaltı yapmak üzere Tandoğan’da aldım soluğu. Nihayetinde ACUN Kafe adında bir yer buldum ve mükemmel denilebilecek bir kahvaltı tabağı&sınırsız çayla 4 TL ye hayatımın en ucuz kahvaltısını yapıp, iyice enerji topladım.

İlk rotam ATA’mın huzuruna çıkmak oldu. Anıtı ziyaret ekmek ücretsiz, güvenliğe üzerinizdeki fazla eşyaları bırakabilir, rahatça gezebilirsiniz. Hafif ve birazca uzun bir rampa çıktıktan sonra, İstiklal ve Hürriyet Kuleleri karşılar sizleri, kulelerin içini gezmenizi tavsiye ederim. Aslanlı Yol’u yürüdükten sonra tören alanına varır, etrafa göz atarken Mozole’nin duvarlarında Büyük Taarruz’un ve Sakarya Meydan Muharebesi’nin kabartmalarını görürsünüz.
Mozole’nin önündeki merdivenleri çıkarken içim titredi, adım adım yaklaşırken Atamın huzuruna O’nu ziyarette ne kadar geç kaldığımı bir kez daha anladım. Atamla uzun uzun konuştum, biliyorum ki o herkesi dinliyor, masmavi gözleriyle bizlere bakıyor. Kimisi Lahit’i turistik bir yer gibi ziyaret ediyor, fotoğraflar çekiyor, kimisi de dualar okuyor. Atamla konuştuklarım aramızda kalsın, O’na borcumuz çok fazla. O’nu en çok bu vatanı koruyarak, sahip çıkarak, hiçbir oyuna gelmeyerek, dürüst yöneticiler seçerek mutlu edebiliriz.

Mozole’nin tam karşısında İsmet Paşa’nın kabri bulunuyor, ebedi hayatlarında da aynı yerdeler.
Evet, artık Kurtuluş Savaşı Müzesi’ni gezebiliriz. Müze içindeki ayrıntılara hiç girmiyorum, çok büyüleyici kesinlikle gezmeden geçmeyiniz. Zafer Kulesine de uğrayınız mutlaka, ATATÜRK’ün naaşının taşındığı top arabasını ve Türk Bayrağı’na sarılı tabutunu görürsünüz. Bir tuhaf olur, 10 Kasım’ın matemini tutarsınız. Ağlarsınız da, kim bilir?
Şehri kuş bakışı izlemek üzere 125 Metre yüksekliğinde olan, Rahmetli Turgut Özal tarafından 1989 yılında yaptırılan Atakule vardı sırada... Anıttepe’den taksi ile 13TL yazdı, kuleye çıkış ücreti 3TL. Kule tam bir hayal kırıklığı yarattı bende, etrafı camekanlarla kapalı ve fotoğraf çekmek için makinamı camekanın üzerindeki boşluktan uzatıp rast gele denklanşöre bastım. Kule Ankara’nın manzarasına tamamen hakim, Cumhurbaşkanlığı’nı, Anıtkabir’i v.s. görebiliyorsunuz. Kulenin bir diğer özelliği de en üst katta döner restaurantının bulunması.
Planlarıma göre sonraki durak Türkiye Büyük Millet Meclisi’ydi. Atakule’den indikten sonra yürüyerek gidilebilecek bir mesafe gibi göründüyse de oldukça uzaktı. Siz sakın yürümeyin. Yol boyunca onlarca konsolosluk ve resmi daireler diziliydi, fotoğraf çekmek isterken bazılarında “yasak” uyarısı aldım. Az gittim uz gittim derken nihayetinde Meclis i buldum ve Bahçeyi sulayan bahçıvandan “ziyarete kapalı” olduğunu öğrenince hayallerim bir kez daha yıkıldı.
Atatürk Meydan’ında bulduğum ilk boş banka oturup biraz mola verdim gezime. Bu kadar dinlenme yeter, gezecek daha çok yer vardı. Bulunduğum nokta Kızılay TBMM idi. Ulus’a gitmek için Özel Halk Otobüs’üne bindim, ücret 1,70 TL. Özel aracınız yoksa, Ankara’da ulaşımı daha ucuza getirmek isiyorsanız Manyetik Kart edinmenizi öneriyorum. 10 veya 20 Binişlik dolum yaptırdığınızda 1,10TL kartınızdan düşüyor ve 45 dakika içerisinde ücretsiz bir toplu ulaşım aracına daha binebiliyorsunuz.
Ulus, Ankara'nın yoğun semtlerinden biri. Cumhuriyet Müzesi, Kurtuluş Müzesi, Ulus Çarşı'sı, Tarihi İşbankası binası, Ulus'un önemli simgelerinden Atatürk Heykeli, Ankara Palas Otel, Valilik, Ankara Kalesi gibi önemli yerler bu semtte sıralanmış. Yürüdüğünüz yol boyunca ucuza giyim mağazaları, indirimli ayakkabılıcalar, köşe başlarında simit satan simitçiler görürsünüz.
Ulus’ta ilk durak; Milli direnişin en önemli sembollerinden biri olan, 1920-1924 yılları arasında etkin olarak görev yapan, 23 Nisan 1981’de Kurtuluş Savaşı Müzesi adını alan I.Türkiye Büyük Millet Meclisi idi. İlk anayasanın kabulü, İstiklal Marşı’nın kabulü, Saltanatın kaldırılması, Ankara’nın Başkent oluşu, Lozan Barış Antlaşması gibi ilk önemli kararlar bu mecliste onaya sunuldu. Müzeye giriş 3TL, Müze Kart geçmiyor.
Bu arada önemli bir hatırlatma daha olsun. Kültürel ağırlıklı yapacağınız geziler için mutlaka bir tane “Müze Kart edinin. Normali için 20TL, Öğrenci için 10TL yıllık ücret ödeyip, bu karttan bir yıl boyunca yararlanabilirsiniz. Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bağlı olan tüm ören yerlerini ve müzeleri Müze Kartınızı göstererek ücret ödemeden gezebilirsiniz.

İkinci durak olarak da II.Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne gittim. I.Meclis’in yetersiz kalması sonucunda 1924-1961 tarihleri arasında Cumhuriyet Tarihi’nin önemli kararlarının alındığı yer. Özellikle Meclis salonu çok etkileyici, meclis sıralarına oturmak istiyorsunuz ve Atatürk’ün kürsüden Türk Ulusu’na seslenişini hayal ediyorsunuz… Müze girişi 3TL, Müze Kart geçiyor.

Ulus’taki son uğrak yerim Hacı Bayram Veli oldu. Hacı Bayram Veli; benimsediği ilim ve tasavvufu ile Anadolu da düşünceleriyle kabul görmüş önemli şahsiyetlerdendir. Bu yüzden Camiisi ve Türbesi önemli ziyaret yerlerinden. Ne yazık ki üzülerek yazıyorum, bölgenin çevre düzeni içler acısı, yıkık dökük evler, minibüslerin istilasına uğramış bir meydan. Hemen karşısında bulunan Ankara Kalesi’ne çıkmaya cesaretim olmadı, çünkü hiç güvenli bir güzergahı yoktu, her an gaspa uğrayabilirsiniz, başınıza bir şey gelebilir, ortam güvenli değil. Bu yüzden bir an önce uzaklaşmayı uygun gördüm.

Bilindiği üzere Ankara parklarıyla odcukça ünlü, Botanik Park, Gençlik Park, Kuğulu Park bunlar şimdilik aklıma gelenler. Bir de Sincan’da Harikalar Diyarı var ki Avrupa’nın en büyük kentsel parkıymış ve mükemmel bir yer. Ulus’tan dolmuşla yaklaşık 35-40 dakika sürüyor.
Parkın tatil köyünü anımsatan bir havası var. Suni gölleri gerçeği aratmıyor, su bisikleti kiralayarak gölde ufak bir gezinti yapabilirsiniz. Parkın en güzel yerlerinden biri de Masal Adası. Büyükten küçüğe herkesin ilgisini çekebilecek çizgi film kahramanlarının maketlerini yapmışlar. En ortada kocaman gövdesiyle Gulliver’in maketi var. Şirinler, Pamuk Prenses ve Yedi Cüceler, Red Kit&Dalton Kardeşler, Sevimli Hayalet Casper ve daha niceleri Masal Adası’nda ziyaretçilerini bekliyor. Evlendirme Dairesi, Konser alanı ve Lunapark bu park da önemli yerlerden.
Artık çok yoruldum, gölün kenarında bir ağacın dibindeki çimenlerin üzerine oturup arkadaşımı beklemeye başladım. Gece onda kalıp, ertesi gün kaldığım yerden devam etmekti amacım. Neyse ki arkadaşım da çok çabuk geldi, Batı Kent’teki müstakil evinde ağırladı beni, yemekleri harikaydı, özellikle karnı yarık mükemmeldi. Eline sağlık Gülaycım… Muhabbet muhabbeti açtı, eski resimler tek tek bakıldı, kimisine kahkahalar ile gülündü kimisine hüzünlü bir bakış atıldı derken nihayetinde uyku vakti geldi.
O kadar çok o kadar çok yorulmuşum ki sabah uyandığımda saat 10:00’du ve saatin alarmını bile duymamış uyuya kalmıştım. Bu saate kaldığım için Beypazarı gezisini iptal etmek zorunda kaldım ve arkadaşımla biraz daha fazla zaman geçirerek güzelce bir kahvaltının ardından Etimesgut’daki Ankara Havacılık Müzesi’ne gittik.

Müzenin içerisinde eğitim bombaları, füzeler, uçak motorları, uçak kokpitleri, geçmişten günümüze kullanılan pilot kıyafetleri v.s. sergileniyor. Ayrıca Dünyanın ilk kadın Savaş Pilotumuz olan Rahmetli Sabiha Gökçen’e de özel bir köşe ayrılmış. Dünya da ilk kez uçmayı başaran Türk bilgini Hezarfen Ahmet Çelebi’nin Galata Kulesi’nden kendisini boşluğa bırakarak rüzgarın da etkisiyle boğazı aşarak Üskürdar'a geçişini simgeleyen maketi yapılmış ve oldukça ilgi çekiciydi. Müze içerisinde bir çok önemli ayrıntı meraklılarını bekliyor.

Müzenin bahçesinde gerçek hayatta kullanılmış ve daha sonra müzeye devredilmiş uçaklar bulunuyor. Eğitim, keşif, nakliye gibi amaçlarla kullanılan uçaklar müze bahçesinde yerlerini almışlar. Bazı uçakların kokpitlerine oturulmasına izin veriliyor, her ne kadar uçamasanız da o heyecanı yaşamak ayrı bir keyif...

Her zamankinden farklı bir hafta sonu geçirmek istedim ve tuttum Başkent’in yolunu, tek başıma pek eğlenceli sayılmasa da gene iyi bir gezi çıkarttığımı düşünüyorum. Saat 14:30 ‘da Ankara Otogarı’na vardım, oldukça büyük bir yer. Pamukkale Seyahatten saat 15:00’e biletimi 30TL’ye satın aldım, şansıma en arka koltuk denk gelse de oldukça keyifli bir yolculuktu. Altı saat süren yolculuğumuzun ardından akşam saat 21:00’de Alibeyköy’e sağ sağlim vardık.
Elimden geldiğince izlenimlerimi, gördüklerimi anlatmaya çalıştım.
Umarım faydalı olabilmişimdir